Open top menu
24 Ağustos 2016
Negatif İyonların İnsan Sağlığı Üzerinde Bıraktığı Olumlu Etkiler



Negatif iyon, havada bulunan oksijen molekülünün elektron almış hali şeklinde tarif edilmektedir. Bu iyonlar doğal koşulların neticesinde meydana gelirler. Bu doğal koşullar; rüzgârlar, deniz dalgaları, sağanak yağışlar, şelaleler vb. şeklinde sıralanabilmektedirler.  Negatif iyonların havada yoğunlaşmasıyla da birlikte pozitif etkilerinin olduğu bilinmekte ve bilim adamlarının bu alanda çalışmalarıyla da bu konu bilimsellik kazanmaktadır. Yazının bundan sonraki kısmında bu etkiler üzerinde durulup insan sağlığına olan faydalarına değinilecektir.
Negatif İyonlar Nerelerde Bulunur ve Etkileri Nelerdir?
Yazının başında da söylediğimiz gibi bu tür iyonlar yaşadığımız doğal koşulların neticesinde karşımıza çıkmaktadır. İnsanlar bu doğal koşullarla ne kadar içli dışlı olursa, o ölçüde de sağlıklı ve kaliteli bir hayatı da elde edebilir diyebiliriz. Örnek verecek olursak; şehir hayatından uzak yani henüz betonlaşmaya mahkûm olmamış alanlarda doğayla iç içe bir yerde bulunan (ormanlık ve dağlık alanlar, deniz kıyısının bulunduğu yerler, yüksek tepeler vb.) insan daha rahat nefes almakta ve kendini daha iyi hissetmektedir. Bunun farkına ancak şehir hayatından uzaklaştığımızda fark ederiz.

Doğadaki Negatif İyon Yoğunlukları
Doğada Bulunduğu Yer
Negatif İyon Yoğunluğu [ iyon/cm3 ]
Şelale eteklerinde
50.000
Dağlarda
8.000
Deniz kıyılarında
4.000
Ormanlarda
3.000
Şehir Dışında
1.200
Şehir İçinde
200
Konutlarda
20
Otomobillerde
14
Yukarıda verilen tabloya göre negatif iyon yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde daha kaliteli ve sağlıklı bir havanın olduğu söylenebilmektedir.

Negatif İyonların Pozitif Etkileri
Birçok deney ve çalışmanın neticesi şeklinde ortaya çıkan bu etkileri maddeler halinde sıralayacak olursak,
1.Yorgunluğun azalması ve tamamen giderilmesini sağlar,
2.Sinir hücrelerinin canlılığını artırır,
3.Kan dolaşım sistemindeki pıhtıların oluşmasını engeller,
4.Elektrolit seviyesini yükseltir,
5.Kan şekeri seviyesini düşürür ve stresin etkilerini azaltır,
6.Kalp atışları ve nefes alış ritmini düzenler,
7.Beyin dalgalarını pozitif yönde etkiler (hafızayı güçlendirir ve tazeler),
8.Güç ve dayanıklılık gibi unsurlara olumlu yönde katkıda bulunur (soğuk ortamda dayanıklılık, cildin ısıya karşı olan hassasiyetinin azaltılması vb.),
9.Böbrek üstü salgı bezleri ve hipofiz ile bağlantısında pozitif etki sağlar,
10.Vücudumuzdaki lipitlerin oksijenlenmesinde rol oynaması ve bunun sonucu olarak da hücre zarının durumunu da olumlu olarak etkiler,
11.Kandaki kalsiyum ve fosforun sürekliliğini sağlamaktadır.
12.Kandaki akyuvar hareketini stimule eder, 
13.Hemoglobin ve kolesterol seviyesini sabitleştirir,
14.Akciğer ve solunum yollarını temizler iştah ve uyku düzenini sağlar,
15.Kandaki enzimlerin sürekliliğini temin eder,
16.Kandaki mikro sirkülâsyonu düzeltir,
17.Eklemdeki sertlikleri giderir,
18.Alveol zarını korur,
19.Akciğer kapasitesini yükseltir,
20.Enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırır,
21.Mide salgısını normalize eder,
22.Östrojen hormonunu yükseltir.

Negatif İyonlarla Alakalı Bilim Adamlarının Söylemiş Olduğu Sözler
*Negatif iyonlarla alakalı çalışmalar yürüten ünlü fizik uzmanı Prof.Dr. Jacques Breton konuyla alakalı şunları söylemiştir;
Kapalı ve klimalı ortamlar, uzun süre şehir içinde araba kullanmak, sentetik koltuk döşemeleri, elektromanyetik aletler, dev ekran televizyon, video, telefon santrali, faks, fotokopi makineleri ve aşırı toz. Teknoloji çağında, sağlıklı yaşamak adına bu aletlerden vazgeçilemeyeceğine göre geriye bir tek yol kalıyor: ‘‘Havadaki pozitif iyonları yok edecek, parçalayacak negatif iyonları üretmek.”
Breton, daha birçok hastalığın meydana çıkmasının temelinde ‘Negatif iyonların yeterli miktarda şehir içinde bulunmaması’ şeklinde açıklamıştır.
*Zihin ve Beyin Araştırmanın günlük kullanımdaki yeri kitabının yazarı ve Charlotte Kuzey Carolina’ daki Uygulamalı Düşünsel Bilimler Merkezinin Araştırma Bölüm Başkanı Pierce J. Howard:
"Negatif iyonlar oksijenin beyine ulaşmasına yardımcı oluyor. Bu da daha dikkatli olmamıza, uyuklama halinden kurtulmamıza ve daha zinde bir zihne kavuşmamıza yardımcı oluyor” diyor.
Howard, “Klima havadaki negatif iyonları yok eder.” şeklinde görüşlerini söylemiştir.
*Columbia Üniversitesi profesörlerinden Michael Terman:
“Dalgaların kıyıya vurması negatif iyon yaratır” demiştir.

Negatif İyonların Kullanıldığı Yerler
Negatif iyonların kullanım alanları daha çok iklimlendirme yapan elektronik ürünler oluşturuyor. Bu ürünler; klima, vantilatör, iyonizer olarak karşımıza çıkmaktadır. Şehir hayatında zorunlu olarak maruz bırakıldığımız pozitif iyonları üretilen bu elektronik cihazlarla yok etmemiz mümkündür.  Bu elektronik cihazlara alternatif olabilecek havaya negatif iyon yayan daha doğal çözümlerde mevcut olmaktadır. Bunlar ülkemizin Çankırı ve Nevşehir illerinde de bolca bulabileceğimiz ‘Kaya Tuzu’ dur.  Kaya Tuzu olarak nitelendirilen bu taş türü havaya negatif iyon yaymaktadır ve yukarıda maddeler şeklinde sıraladığımız birçok faydayı da beraberinde getirmektedir.


Her ne kadar negatif iyonların insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler bıraktığı bilinse de bu konu bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Hatta bu konuya inanmayan farklı bir kesimin de olduğunu söylemek mümkündür. Yazımızın en kuvvetli dayanağı ise negatif iyonlarla alakalı yapılmış deneylerdir. Bu deneylerden birkaçına aşağıdaki başlıkta bulabileceksiniz.



Örnek Olarak Yapılan Deneyler
*Altı ay süren bu araştırma sonunda negatif iyon makinesinin çalıştırıldığı odadaki çalışanlarda toplam 22 iş günü kaybı olmuş.  Diğer odada ise toplamda 64 iş günü kaybı yaşanmış. Bir ay süren grip salgınında birinci grupta toplam 3 gün iş kaybı olurken, ikinci grupta toplam 40 gün iş kaybı yaşanmış.
*Bir İsviçre bankasında yapılan testte 309 kişi negatif iyon ile işlenmiş bir ortamda çalışırken, 362 kişiden oluşan ikinci bir grup normal bir ortamda çalışmış. Takip eden aylarda birinci grupta grip, nezle, farenjit ve diğer solunum yolu hastalıklarından dolayı kaybedilen her iş günü için, ikinci grupta 16 iş günü kaybı olmuş.
*Surrey Üniversitesi tarafından Norwich Sendika Sigorta Grubu Merkez ofisinde yapılan bir araştırmada bilgisayar ve veri toplama departmanlarına sekiz negatif iyon üreten makine yerleştirilmiş. Testten önce bir ay süreyle araştırma ekibi kişilerin şikâyetlerini toplamış. Test süresince hastalık, baş ağrısı gibi belirtilerde %78 azalma görülmüş. Test sonunda Norwich Sendika organizasyonu iyon makinelerini satın almış.
* Ev içi ortamlarda yoğun bir şekilde bulunan pozitif iyonlar aşırı serotonin salgılanmasına yol açar. Seratonin bedenin zihinsel, duygusal ve fiziksel stres ile baş edebilmesini sağlayan bir nöro iletkendir. Aşırı üretildiğinde öncelikle hiperaktivite yaratır ki bu da anksiyeteye yol açar ve bazen depresyona da sebep olabilir. Negatif iyon tedavisinin aşırı seratonin salgılanmasını önlediği ve bazı vakalarda depresyonu hafiflettiği görülmüştür.
*Negatif iyonlar bizim daha iyi bir uyku uyumamıza yardımcı olur. 1969 yılında Fransız bir araştırmacı seratoninin aşırı üretilmesinin uykusuzluğa ve kâbuslara yol açtığını göstermiş. Uyku bozukluğu yaşayan bir grup insanda negatif iyon yaratan bir hava temizleme cihazını kullandırmanın daha rahat uyumalarını sağladığını görmüştür.
* Boğazımızda bulunan ve toksinlerin solunum yollarındaki hassas organlara geçmesine engel olan tüylerde sigara dumanının bıraktığı etkiyi yüksek dozda negatif iyon ile nötralize edebiliyoruz. Bu tüyler ne kadar hızlı hareket ederlerse o kadar etkili oluyorlar. Ancak sigara dumanı bunları yavaşlatıyor ve bedenin kansere yol açan kirlerden korunmasına engel oluyor. Yapılan testlerin sonucunda yüksek düzeyde negatif iyon içeren hava bu tüylerin hareketini tekrardan normale dönüştürüyor.


Kaynaklar
1.Krueger A.P. And Sobel D.S.: Air Ions and Health, http://www.watershed.net, The action of air ions on bacteria – J.Gene. Physiol.,1957,41.
2.Soyka F., Edmons A, The Ion Effect – Ed. Bantam 1977.
3.Stark W., Die Bibel Weist Modenster Wissenschaft den Weg. Geneva: Ariston Verlag, 1975


Read more
9 Temmuz 2016
Elektromanyetik Dalgaların İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Elektronik radyasyonun uzayda almış olduğu yol elektromanyetik dalga şeklinde tanımlanabilmektedir.  Uzayda yol alabilen titreşim şeklinde de tanımlanır. Bu tür dalgaların bulunuşu İngiliz fizikçi James Clark Maxwell ve Alman bilim adamı Heinrick Hertz’in çalışmalarına dayanmaktadır. 1865 yılında Maxwell’in konuya dair yasa niteliğinde olan ünlü ‘4 denklemi’ buluşu ve Hertz’in bu denklemleri deneyleriyle kanıtlaması günümüzde elektromanyetik dalga kavramının varoluşuna da sebep olmuştur.
Elektromanyetik ismi, elektrik alan ve manyetik alan kavramlarının birleşiminden gelmektedir. Bir elektromanyetik dalga, birbirine dik açılarda, aynı frekanstaki elektrik ve manyetik alanın oluşturduğu bir bütündür.
Elektromanyetik alan ve elektromanyetik dalga başlığı altında birçok kaynak mevcut olup istenilmesi halinde yararlanılması mümkün olabilmektedir. Bundan ötürü yazının devamında fazla teknik detaya inilmeden, oluşan elektrik ve manyetik alanın insanlar üzerinde bırakmış olduğu zararlı etkiler üzerinde durulacaktır.
Günlük yaşantımızda kaçınılmaz olarak kullandığımız elektronik araç ve gereçlerin yaymış oldukları elektromanyetik dalgalara maruz kalınması durumunda insan vücudu üzerinde olumsuz etkileri mümkün olabilmektedir.  Bu olumsuz etkiler hemen hemen tüm elektronik cihazlarda mevcut olmakla birlikte, maruz kalınan elektromanyetik dalganın gücü hangi seviyede olursa olsun zararlı olduğu bilinmelidir.
Elektromanyetik dalgalar vücuttaki dokulara ısıtarak veya kimyasal değişimlere yol açarak zarar verirler. Yüksek güçlü elektromanyetik dalgalar ısıya bağlı zarar verirken, düşük güçlü elektromanyetik dalgalara uzun süre maruz kalınmasıyla da dokularda kimyasal değişmeler nedeniyle zararlı etkiler ortaya çıkar. [1], [2]

Elektromanyetik Dalga Çeşitleri ve Özellikleri

Elektromanyetik dalgalar dalga boylarına göre belli bir frekans aralıklarında sınıflandırılmaktadır. Elektromanyetik dalgalarda mevcut olan dalga boyu kavramı iki tepe noktası arasındaki mesafeye verilen isim olarak tanımlanır. Birim zamanda geçen tepe noktası ise frekansla tanımlanmakta. Bütün dalga çeşitleri eşit hızda (ışık hızı, 300 km) yayılmakla birlikte frekans aralığı tamamen dalga boyu ile alakalıdır. Buna göre, kısa dalga boyuna sahip dalgalar yüksek frekansa, uzun dalga boyuna sahip dalgalar ise düşük frekansa sahiptir. Ayrıca kısa dalga boylarına sahip elektromanyetik dalgaların uzun dalga boyuna sahip elektromanyetik dalgalara göre de daha fazla enerjiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellik insanlar açısından son derece önemlidir. Çünkü elektromanyetik dalganın taşıyacağı enerjinin miktarına bağlı olarak, çeşitli hastalıklarla (kanser, baş ağrısı, görme bozuklukları vb.) baş edilmek zorunda kalınabilir.
Elektromanyetik dalga çeşitlerini düşük enerjiliden başlamak suretiyle şu şekilde sıralayabilmemiz mümkündür;
1-Radyo Dalgaları: Dalga boyu en büyük olan elektromanye­tik dalgalardır. Günümüzde en çok FM adı verilen radyo dalgaları kul­lanılmaktadır. Radyo dalgalarının taşıdığı enerji çok küçük olduğundan canlı sağlığı üzerinde herhan­gi bir zararı yoktur.
2-Mikro Dalgalar: Yemek pişirmekte de kullanılan bu dalgalar evlerde yemek yapımında çok kullanılan bir kavramdır. Ayrıca telefon ve bilgisayarda veri transferi gibi iletişim amaçlı olarak da kullanılır. Işık, toz ve yağmurun içinden kolaylıkla geçebildiği için uzaydan dünyayı görüntüleme amaçlı da kullanılır.
3-Infrared Işınlar: Tüm sıcak cisimlerin yay­dığı gözle görülemeyen elektromanyetik dalgalardır. Bitkiler, hayvanlar, eşyalar ve vücudumuz kızılötesi ışınlar yayar. Canlı dokuların aşırı kızılötesi ışına maruz kalması, yanmalarına neden olabilir. Tıpta, tümörlerin aranma­sında kullanılır. Endüstride ise bilinmeyen maddelerin hangi madde olduğunun anlaşılmasında kullanılır.  Ayrıca TV'lerin uzaktan kumandalarında ve gece görüş sistemlerinde kullanılır.
4-Görünür Işık: Elektromanyetik dalgaların görülebilen tek türüdür. Çeşitli renklerde kendini gösterir. Bu renkler, mor, mavi, yeşil, sarı, turuncu ve kırmızıdır. Dalga boyu kırmızıdan mora doğru azalma gösterir. Tüm bu renkler bir araya geldiğinde dalga boylarının toplamı görünür ışığı oluşturur.
5-Ultraviyole Işınları: Ultraviyole ışınlar insan gözüyle görülmez. Ultraviyole ışınlarının can­lılar üzerinde hem yararlı hem de zararlı etkileri vardır. Kemik gelişimi için çok önemli olan D vitamininin vü­cutta kullanılabilir hâle gelmesi için vücudun güneş­ten gelen ultraviyole ışınlara ihtiyacı vardır. Vücut bu ışınlara fazla maruz kaldığında ise yanıklara, kırışıklık­lara ve ilerleyen safhalarda cilt kanserine neden olabi­lir. Ayrıca ultraviyole ışınlar mikropları da öldürür. Bu sebeple, has­tanelerin ameliyat odalarında mikropları yok etmek için ultraviyole lambalar kullanılır.
6-X Işınları: Yüksek enerjili ve çok küçük dalga boylu ışınlardır. X ışınları birçok maddeden geçebilir. Madde­ler X ışınlarını farklı miktarlarda soğurur. Örneğin, kemik dokusunda daha fazla, et dokusunda daha az soğurulur. Bu nedenle tıptaki bir alan olarak gelişen röntgen uz­manlığı çok dikkatli çalışır. X ışını cihazları, hava alanları gibi yerlerde güvenlik amaçlı olarak valizleri açmadan içlerinin kontrol edilmesinde de kullanılır. X ışınları kurşundan geçemez. X ışınlarından korunmanın gerektiği durumlarda kurşun­dan yapılmış malzemeler kullanılır.
7-Gama Işınları: Çok yüksek enerji ve çok daha küçük dalga boyuna sahiptirler. Atomların parçalanması ve bozunması sonucu açığa çıkarlar. Birçok mad­denin içine kolayca nüfuz edebilir. Gama ışınları tıpta kan­serli hücrelerin yok edilmesinde kullanılmaktadır. Gamma ışınları kullanıla­rak yiyeceklerdeki zararlı bakteriler yok edilir. Gamma ışınlarına maruz kalan yiyecekler bu ışınları üzerlerin­de tutmaz. Bu nedenle gamma ışınından geçirilmiş yi­yeceklerin yenilmesinde bir sakınca yoktur. Tüm bunların yanı sıra bu ışınların doğru kullanılamaması durumunda zarar verebilmektedir.


ELEKTROMANYETİK TAYF
ELEKTROMANYETİK
DALGALAR
ÖZELLİKLER
Dalgaboyu
Aralık genişliği
< 0,02 nm
> 15 EHz
> 62,1 keV
sonsuz
0,01 nm – 10 nm
30 EHz – 30 PHz
124 keV – 124 eV
3
10 nm – 400 nm
30 PHz – 750 THz
124 eV – 3 eV
1,6
390 nm – 750 nm
770 THz – 400 THz
3,2 eV – 1,7 eV
0,3
750 nm – 1 mm
400 THz – 300 GHz
1,7 eV – 1,24 meV
3,1
1 mm – 1 m
300 GHz – 300 MHz
1,24 meV – 1,24 µeV
3
1 m – 100.000 km
300 MHz – 3 Hz
1,24 µeV – 12,4 feV
8

Modern teknolojiyle birlikte insanların kullanımına sunulan elektronik cihazların büyük bir kısmı elektromanyetik dalgaların kullanılmasıyla kullanılmaktadır. Örnek verecek olursak radyo, televizyon, cep telefonu gibi cihazların kullanımında (radyo dalgaları), CD ve DVD’lerin çalıştırılmasında (lazer ve ışık), tıp dünyası (röntgen vb.) ve havaalanı (x ray vb.) gibi alanlarda (X ışını) bu dalgalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Hayatımızın hemen hemen her alanında kullanmak zorunda olduğumuz elektromanyetik dalgalar, birçok yararının olmasının yanında zararları da beraberinde getirebilmektedir. Bu zararlar elektromanyetik dalgaların taşıdığı enerjiyle doğru orantılı olarak değişebilmekte ve taşınan enerjiye bağlı olarak da bu kritik bir hal alabilmektedir. Bununla ilgili dalga çeşitlerine yukarıda kısa kısa değinildi ve ilgili tablolarda da hangi dalga çeşidinin daha zararlı olduğu gösterilmektedir. Bununla ilgili olarak radyo dalgalarının düşük enerjili olmasından kaynaklı diğer dalga çeşitlerine göre daha az zararlı olduğu düşünülmektedir. Ancak bu enerji miktarının artmasıyla, tam tersi bir durum meydana gelmesi de söz konusu olabilmektedir. Örneğin, X ışını ve gama ışını gibi yüksek enerjili dalgalar canlılarda yaşayan hücrelere zarar verebilir hatta öldürebilir. Daha ötesi DNA yapısında değişiklik yaratarak kansere yol açabilir. Günümüzde hasta insanların tanı amaçlı çektirmiş oldukları röntgenlerde X ışınlarının kullanıldığı düşünülürse de maruz kalınan radyasyonla farklı hastalıklara da sebebiyet verildiği söylenebilir. Dolayısıyla da bu tip tedavi yöntemleri asgari seviyede kullanılmalı veya X ışınını geçirmeyen özel kurşundan yapılmış aparatlar kullanılmalıdır. Yine yaz aylarında maruz kalınan güneş ışınlarından mümkün mertebe korunulmalıdır. Güneş ışınları gibi ultraviyole ışınlarının vücuda sağlamış olduğu D vitaminin yanında, aşırısı ise cilt kanseri gibi farklı hastalıkları da beraberinde getirebilmektedir. Dolayısıyla da bunun önüne yine korunarak yani özel cilt kremlerinin kullanılmasıyla geçilebilir.

KAYNAKLAR
1- https:// www.who.int/inffs/fact182 .html
2- https:// www.cnn. com/ HEALTH/

3- https://tr.wikipedia.org/wiki/Elektromanyetik_radyasyon
Read more
4 Temmuz 2016
Pil Nasıl Çalışır ve Çeşitleri Nelerdir

Pil, farklı bir enerji kaynağını kullanarak gerçekleştirilen kimyasal tepkimenin açığa çıkardığı enerjiyi, elektrik enerjisine dönüştüren ve depolayan aygıttır. Bu tanımdan yola çıkarsak;

-Isı enerjisini elektrik enerjisine çevirenlere termopil,
-Güneş enerjisini elektrik enerjisine çevirenlere güneş pili,
-Nükleer enerjiyi elektrik enerjisine çevirenlere atom pili (nükleer reaktör),
-Işık enerjisini elektrik enerjisine çevirenlere fotopil (fotovoltaikpil),
-Kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine çevirenlere de elektrokimyasal pil denilmektedir [1].

Görüldüğü üzere birçok pil çeşidi mevcut olup, günümüzde ise pil denildiğinde akla ilk olarak elektrokimyasal piller gelmektedir. Bunun asıl nedeninin, diğer pil türlerine göre elektrokimyasal pillerin daha yaygın olarak kullanılması olduğunu söyleyebiliriz. Elektrokimyasal piller, basit olarak bir anot (pozitif elektrot), bir katot (negatif elektrot), bir elektrolit, ayırıcılar ve dış kılıftan oluşmaktadır.

Pilin İcadı

Pilin bulunuşu 1780’li yıllarda bilim adamı Luigi Galvani tarafından yapılan ünlü kurbağa deneyine kadar uzanmaktadır. Ünlü deneyin sonuçları, 1791 yılında Galvani tarafından açıklanmış ve “Hayvansal Elektrik” teorisi ortaya atılmış oldu. Bu teori, ölü bir kurbağanın bacağındaki sinirlerin neşter ile kesildiğinde kasıldığını gözlemleyerek oluşturulmuştu. Bu teoriye göre, canlıları oluşturan hücreler elektrik içermekteydi.
1793 yılından itibaren ise Galvani’nin bu deneylerine bilim adamı Alessandro Volta devam etmiştir. Volta ise, kurbağa bacağı kasılmalarının farklı iki metalden kaynaklandığını ve hücrelerin sıvı içermesinden kaynaklandığını gözlemlemiştir. Volta göre elektrik elde edebilmek için iki farklı metale ve sıvıya ihtiyaç olmalıydı. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Volta, bakır ve çinko madenleri alarak aralarına tuzlu suya batırılmış süngerler yerleştirip elektrik akımını elde etmeyi başardı. Böylece 1800 yılında ‘Volta Pili’ adı verilen ilk pil icat edilmiştir. Volta’nın ölümünden 54 yıl sonra yani 1881’de ‘Volt’ adı, elektrikte kullanılan gerilimin birimi olarak onun anısına itafen kullanılmaya başlandı [2].
Pilin Kullanım Alanları ve Çeşitleri

Pillerin çok yaygın bir kullanım alanına sahip olduğunu söylemek mümkündür. Öyle ki piller; cep telefonları, bilgisayarlar, radyolar, hesap makineleri, saatler, oyuncaklar, küçük ev aletleri, TV kumandaları gibi araç gereçlerde kullanılmaktadır. Dolayısıyla da piller, okullar, hastaneler, hava limanları, endüstriyel üretim alanları gibi hayatımızın her alanında bulunmaktadır.
Piller, ıslak hücreli piller ve kuru hücreli piller olmak üzere iki kısıma ayrılabilir. Kuru hücreli pilleri ise şarj edilemeyen piller (primer) ve şarj edilebilir piller (sekonder) olarak alt gruplara ayırmak mümkündür [3], [4].  

1- Islak hücreli piller (Aküler)
2- Kuru hücreli piller 
   a. Şarj edilemeyen piller (çinko-karbon, alkali-mangan, civa-oksit, gümüş-oksit, çinko-hava, lityum mangandioksit)
   b. Şarj edilebilir piller (nikel-kadmiyum, nikel-metal hidrid, lityum-iyon, lityum-polimer)

Pil Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler [1]

1- Türkiye’de pil üretimi yapılmamaktadır. Piyasaya sürülen pillerin tamamının ithal olduğu düşünüldüğünde, menşei belli olmayan pillerin satın alınmaması gerekmekte, dünyaca tanınmış pil markalarının kullanımına özen gösterilmelidir.
2- Farklı gerilim ve tiplerdeki piller ve şarjlı/şarjsız piller aynı cihaz içinde kullanılmamalıdır. Bu gibi durumlarda piller arasında en düşük gerilime sahip olanı öncelikle deşarj olup ömrünü tüketecek ve bilahare bu pil şişecek, delinecek ve akacaktır. Ayrıca bozulan pil iyi konumda olan diğer pilleri de bozacaktır. Cihazlardaki piller değiştirilirken, tamamının yenileriyle değiştirilmesine dikkat edilmelidir.
3- Piller hiçbir şekilde ısıtılmamalı ve ateşe atılmamalıdır. Piller devamlı güneş ışığı alan yerlerde tutulmamalı, soba veya radyatör gibi ısı kaynaklarından uzakta muhafaza edilmeli ve özellikle yazın arabaların torpido gözlerinde bırakılmamalıdır.
4- Pillerin artı ve eksi uçları birbirlerine iletken bir madde ile birleştirildiğinde kısa devre oluşur ve açığa çıkan yüksek seviyedeki akım nedeniyle pilde elektrolit sızması, gaz çıkışı, yanma ve hatta patlama meydana gelebilir.
5- Piller ve bataryalar sökülmemeli, içleri açılmamalı, delinmemeli ve ezilmemelidir. Aksi takdirde pilin elektrolitinin dışarıya sızması ve ciltle hatta gözle teması söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda yapılacak ilk şey temas noktalarının bol suyla yıkanmasıdır.
6- Düğme pillerin çocuklar tarafından kolayca yutulabilme riskine karşı, piller ortalıkta bırakılmamalıdır.
7- Gaz çıkışı, ısınma, şişme, akma, yanma, alevlenme ve patlama riskine karşılık özellikle primer piller ve primer lityum piller kesinlikle şarj edilmemelidir.
8- Sekonder piller kendilerine mahsus cihazlarda 1525ºC sıcaklık aralığında ve belirlenen şarj sürelerine uyularak şarj edilmelidir.
9- Lityum İyon piller çok yüksek enerji kapasitelerine sahip olduklarından, bu pillerin kullanımında çok dikkatli olunmalı ve üretici tarafından belirlenen şarj koşullarına uyulmalıdır.
10- Uzun süre kullanılmayan cihazlardaki piller çıkartılmalı, kutupları kuru bir bezle silinmeli ve artı kutup bir bantla kapatılarak, naylon bir torbada muhafaza edilmelidir. Ayrıca yeni satın alınmış piller kullanılıncaya kadar orijinal ambalajından çıkartılmamalıdır.
11- Piller su, deniz suyu veya diğer oksitleyici maddelerle temas ettirilmemelidir. Bu tür maddeler başlık ve diğer metalik kısımlarda paslanmaya yol açacaktır.
12- Piller yüksek sıcaklık yaratacağından direk lehimleme işlemlerine tabi tutulmamalıdır.

Pil İhtiyacının Karşılanması

Hayatımızın her alanında, kullanımı zorunlu bir ihtiyaç haline gelen elektrik enerjisi, günümüzde çeşitli yollarla karşılanmaktadır. Bunların asıl kaynağı her zaman farklı olmakla birlikte elde edilen elektrik enerjisinin depolanması ise üzerinde durulması gereken ayrı bir konu olmaktadır. Bu konunun temellerini 1800 yılında Alessandro Volta ‘Pil’i bularak atmıştır. Bu önemli buluşun ardından, prize bağımlı olmadan elektrik kullanımı mümkün olmuş ve teknolojinin gelişiminin önündeki en büyük engelde aşılmış oldu. Fakat dengenin kurulamaması (örneğin, cep telefonu pil kapasitelerinin yetersiz oluşu.) günümüzde kullanılan teknolojiyi tekrar prize bağımlı halde kullanmamızı zorunlu kılıyor. Halihazırda yaygın olarak kullanılan lityum-ion pil teknolojisinin ihtiyacı karşılayamadığı ve bu sorunun önüne geçilebilmek adına da her geçen gün yeni bir pil teknolojisi üzerinde çalışıldığı bilinmektedir.


KAYNAKLAR

[1] CYGM
[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Pil
[3] AB Direktifi, 2003. Directive of The European Parliament and of The Council On Batteries And Accumulators And Spent Batteries and Accumulators, Brussels, 723 final.

[4] Öztürk, M., 2007. Pil/Akü kullanımı ve atık piller ile akülerin zararları. Çevre ve Orman Bakanlığı, http://www.cevreorman.gov.tr/belgeler/piller.pdf 
Read more
9 Haziran 2016
Iphone’u Samsung Karşısında Güçlü Kılan Asıl Neden

Apple firmasının IOS işletim sistemini tasarlarken ürettiği donanımı da göz önünde bulundurması, kendisini diğer firmalar karşısında da bir adım öne çıkarmaktadır. Öyle ki Apple, yazılım ve donanımı aynı anda üretebilme kabiliyetine sahiptir. Bu kabiliyet, Android işletim sistemini kullanan en büyük telefon üreticisi Samsung karşısında da kendisini avantajlı kılabilmektedir. Samsung her ne kadar donanım konusunda dünyanın en iyisi kabul edilirse de işletim sistemi yani yazılım hususunda Google’a (Android yazılımı üreticisi.) bağımlı olmaktadır. Dolayısıyla da tüketicinin kullanımına sunulan uygulamaların, telefonun sahip olduğu donanımı nasıl kullanabileceği konusunda da söz sahibi olamamaktadır. Bu açıdan Samsung’un yazılım konusunda Google’a bir bağımlılığının olduğu bir gerçektir.
Telefon alırken donanıma dikkat ettiğimiz kadar yazılımına da dikkat etmek zorundayızdır. Çünkü bu iki hususun birbiriyle harmanlanması bize telefonun gerçek performansını vermektedir. Bu performansın meydana getirilmesinde Apple’ın diğer telefon üreticilerine göre daha ön planda olduğundan bahsetmiştik. Hem yazılım hem donanımı üretme becerisine sahip olan Apple’ın bunu çok iyi kullandığı hepimizin malumudur. Bunu açıklamamız gerekirse Apple, tüketiciye sunmuş olduğu telefonun mevcut donanımını da maksimum verimlilikte kullanmak maksadıyla belirli zaman aralığında yapmış olduğu yazılım güncellemeleriyle (Örneğin; IOS 7’nin IOS 8’e yükseltilmesi.) mevcut kullanılan telefonun performansının daha da optimize bir hale getirilebildiğini söyleyebiliriz.
Peki Apple üretmiş olduğu bir güncellemeyle var olan sistemi nasıl optimize hale getirebiliyor?
İsterseniz bu konuyu bir örnekle açıklayalım. İki ayrı telefon düşünelim (Samsung ve Iphone) . Biri Android diğeri ise IOS işletim sistemine sahip olsun ve iki telefonun da donanımsal özelliklerinin aynı olduğunu varsayalım. Andorid işletim sistemine sahip telefonda oynadığınız oyunda alınacak performansın, IOS işletim sistemine sahip telefona nazaran daha düşük bir performans ile alınması söz konusu olmaktadır. Bununda asıl nedeni Apple’ın ürettiği telefonlarda kullanmış olduğu “Metal Teknolojisidir.”  Bu teknoloji CPU ve GPU’nun birlikte çalışarak, arttırılan yüksek hızın ayrıntılı grafik ve karmaşık görsel efektlerin eşliğinde kullanıcıya sunulmasını sağlar. Örnekte dikkat edilmesi gereken püf nokta, Apple’ın üretmiş olduğu metal teknolojisini uygulamayla harmanlayabilmiş olmasıdır. Yani yazılım dilinin donanım diliyle konuşturulabilmesidir.

Elbette Samsung’un Iphone’a göre donanımsal anlamda daha da ilerde olduğu herkes tarafında bilinen bir gerçektir. Fakat bu bizi yanıltmamalıdır. Eğer ölçü olarak belirlediğimiz kriterin adı “performans” ise Iphone, ürettiği yazılımla (IOS) yine kendi üretimi olan donanımı harmanlaması, dolayısıyla da kullanıcısına sunmuş olduğu maksimum verimlilik kendisini piyasada lider konuma getirmektedir.
Read more
23 Mayıs 2016
Hızlı Şarj (Quick Charge) Teknolojisi


Günümüzde yanımızdan bir an olsun eksik etmediğimiz cep telefonlarımızın şarj durumu bizi hiç memnun etmemiştir. Öyle ki teknolojinin gelişen bu hızına rağmen cep telefonu batarya kapasitelerinin tatmin edici seviyelerde gelişememesi söz konusudur.

Cep telefonu bataryalarının kapasitesi bir yandan arttırılmaya çalışılsa da bizi bekleyen başka bir sorun daha var ki bu da arttırılan batarya kapasiteleriyle birlikte gelen uzayan şarj süreleridir. Tam da burada yazımıza da konu olan  “Hızlı Şarj (Quick Charge)” kavramıyla muhatap olmaktayız.

Şarj cihazlarının asıl kullanılış nedeni; cep telefonu bataryalarına enerjinin depolanmasına imkân verebilmesidir. Bu cihazlar şehir şebekesini (220V AC) kullanarak cep telefonlarımızın ihtiyacı olan gerilim değerine (9V DC) dönüştürür ve diyotlar aracılığıyla da bu gerilimi doğru akıma çevirir. Akımın değerine bağlı olarak da cep telefonunu şarj etme süresi kısalmaktadır. Günümüzde yaygın olarak kullanılan şarj cihazları; 1A, 1.2A, 1.5A ve 2A’lik akım değerlerinde enerji transferi yapabilmektedir. Bunlar arasında 2A akım değerine sahip şarj cihazlarının gerçekleştirdiği enerji transferi, “Hızlı Şarj (Quick Charge)” olarak nitelendirilmektedir.

Hızlı şarj teknolojisini gerçekleştirebilmek için yalnızca 2 Amper’lik enerji transferine imkân sağlayan şarj aletini kullanmak yeterli değildir. Ayrıca bu hızlardaki enerji transferi için yeterli özelliklere sahip cep telefonu gereklidir. Dolayısıyla da hızlı şarj aletini yeterli özellikleri sağlamayan cep telefonuna da bağlasanız telefonunuz hızlı şarj olmayacaktır. (Telefonunuzun imkân tanıdığı ölçüde sorunsuz bir şekilde şarj gerçekleştirilir.) Tam tersi durumda yani hızlı şarja imkân tanımayan şarj aletini yeterli özellikteki telefona bağladığınızda yine telefon hızlı şarj olmayacaktır. Bu iki durumunda yaşanmaması için telefon ve şarj aleti seçimini dikkatli yapmamız gerekiyor.


Quick Charge 1.0
Quick Charge 2.0
Quick Charge 3.0
VOLTAJ
5V
5V / 9V / 12V
3.2V / 20V (Değişken)
MAKSİMUM GÜÇ
10W
18W
18W
İŞLEMCİ
Snapdragon 600
Snapdragon 200, 400, 410, 615, 800, 801, 805, 808 ve 810

Snapdragon 820, 620, 618, 617 ve 430



Mobil işlemci üreticisi Qualcomm tarafından gerçekleştirilen bu teknoloji, ilk defa hayatımıza 2013 yılında Quick Charge 1.0 ile girdi ve devamında Quick Charge 2.0 ise 2014 yılı itibariyle kullanılmaya başlandı. Son olarak Quick Charge 3.0 teknolojisi 2015 Eylül ayında basına tanıtıldı. Henüz yaygın olarak kullanılmaya başlanmayan teknolojiden kısaca bahsedecek olursak, Quick Charge 2.0’a göre daha çok verimlilik ön plana çıkartılmış ve teknolojinin tanıtımında ise Quick Charge 2.0’a göre 2 kat daha hızlı ve yüzde 38 daha verimli olduğundan bahsedilmiştir. Ayrıca INOV (Intelligent Negotiation for Optimum Voltage) adı verilen cihazın gereksinim duyduğu güç seviyesini algılayıp duruma göre en uygun voltajı kullanarak optimum güç transferini etkinleştiren bir yenilik ile de sağlanan verimliliğin ipuçları Qualcomm tarafından verilmiştir.


Kaynak

Qualcomm
Read more

Yayınlanan yazılarla ilgili olarak ne düşünüyorsun?